Dutar, adını Farsça “du” yani iki ve “tar” yani tel kelimelerinden alır. Adı gibi sade ama anlamı derindir. Özellikle Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan gibi ülkelerde halk yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır.
Gövdesi çoğunlukla dut ağacından oyularak yapılır; bu da hem ismini hem de sıcak, yankılı sesini verir. Telleri ipekten ya da metalden olabilir. Uzun sapı, bozkırların sonsuzluğunu simgeler.
Dutarın sesi, sadece müzik değil; bir şifa kaynağı olarak da görülmüştür.
Türkmen halk geleneğinde bakşı denilen ozan-hekimler, dutarı hem ruhu hem bedeni iyileştirmek için kullanırlardı. Dutar eşliğinde söylenen melodiler, hastalara huzur verir, korkuyu ve gerginliği uzaklaştırırdı. Halk inanırdı ki, dutarın iki teli insanın kalbiyle doğa arasındaki bağı canlandırır.
Bu yüzden dutar, sadece çalınan bir çalgı değil, dinin, şiirin, tıbbın ve müziğin birleştiği kutsal bir araç sayılmıştır.
Bugün dutar, Orta Asya kimliğinin en güçlü sembollerinden biridir. UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak tanınmış; sesiyle geçmişi bugüne taşımaya devam etmektedir.

