Altaylıların inancı olan Kamlık, çok eski zamanlardan beri kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış, Altay Türklerinin tarih boyunca benimsediği en kadim inanç sistemidir; bu inanç yalnızca kitaplardan öğrenilebilecek bir yapı olmayıp yaşayan, hissedilen ve deneyimlenen bir dünya görüşüdür ve bu nedenle birçok bilim insanı Dağlık Altay’a gelerek Kamlık üzerine araştırmalar yapmıştır; Kamlık bazen yok edilmeye çalışılmış, özellikle Çarlık Rusyası ve Sovyetler döneminde baskılara, zorla Hristiyanlaştırma politikalarına ve kamların diri diri yakıldığı katliamlara rağmen halkın hafızasında ve yaşlıların kalbinde varlığını sürdürmüştür; Altaylılar bu inanca din demekten kaçınır, çünkü kutsal kitabı olmayan, doğa, gökyüzü, ay, güneş ve yıldızlarla yaşıt sayılan çok eski bir inanç olarak görülür; “şaman” kelimesi dışarıdan dayatılmış olup Altaylılar için olumsuz bir anlam taşır, kam ise ruhlar ile insanlar arasında aracılık yapan, seçilmiş ve kaderiyle kam olmaya yönelmiş kişidir; kamlık bir eğitimle ya da istekle kazanılmaz, kam olacak kişi genellikle “kam hastalığı” denilen ağır bir ruhsal süreçten geçer ve bu süreçten sonra ruhlarla iletişim kurma gücü kazanır; Altaylılar iyi ve kötü ruhların varlığına inanır, yeraltı dünyasının hâkimi Erlik-biy kötü ruhların başı olarak kabul edilirken, göksel âlemin en yüce varlığı Ülgen iyi ruhların lideridir; kamlar hastalıkların, felaketlerin ve dertlerin nedenini bu ruhlarla iletişim kurarak anlamaya çalışır, ardıç ağacı dumanı, dualar ve gerektiğinde kurban ritüelleriyle ruhları yatıştırır; ölümden sonra ruhun yolculuğu, yedinci günde yapılan anmalar, Erlik-biy ve Ülgen inancı, kamlığın ahlak, kader ve kozmolojiyle iç içe geçmiş yapısını ortaya koyar ve tüm baskılara rağmen Kamlık, Altay halkının kimliğini koruyan en güçlü manevi unsurlardan biri olarak varlığını sürdürür.

